92406 kayıt bulundu.
boşanma davası, boşanma ilamı
1. isim , isim , isim , isim , Boşanmak işi
1. Burnundan kanlar boşanmaya başladı.
1. Burnundan kanlar boşanmaya başladı.
2. Eşlerden birinin boşanma ilamı almasıyla evlilik birliğinin son bulması
1. Buna rağmen hiçbir zaman karısından boşanmaya teşebbüs etmedi.
1. Buna rağmen hiçbir zaman karısından boşanmaya teşebbüs etmedi.
1. isim , isim , hukuk , hukuk , isim , isim , hukuk , hukuk , Eşlerden birinin evlilik birliğine son verecek kararı elde etmek için açtığı dava
1. isim , isim , hukuk , hukuk , isim , isim , hukuk , hukuk , Mahkemenin boşanmayı kesin hükme bağladığını belirterek verdiği resmî belge
1. -den , -den , -den , -den , Karı ve koca mahkeme kararı ile birbirinden ayrılmak
1. Ne oldu da kocasından boşandı, sen anladın mı?
1. Ne oldu da kocasından boşandı, sen anladın mı?
2. Hayvan, başlığından, koşum takımından veya bağından kurtulmak
3. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Bol bol akmak
1. Bir zamandır kendimi tutamıyorum, gözyaşlarım birden boşanıyor.
1. Bir zamandır kendimi tutamıyorum, gözyaşlarım birden boşanıyor.
4. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Baskı altında gergin duran bir şey, birden ve hızla kurtulmak
1. Vecihe, fazla kurulmuş bir zemberek şiddetiyle boşandı.
1. Vecihe, fazla kurulmuş bir zemberek şiddetiyle boşandı.
5. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Kapalı bir yerde bulunan insanlar birden dışarı çıkmak
1. Yoksa tımarhane mi boşanmıştı?
1. Yoksa tımarhane mi boşanmıştı?
6. nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , Dertlerini, yakınmalarını anlatmak
7. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Sıyrılmak, kurtulmak
1. Sabırsız ellerle acele acele üst başından boşandı ve çıplak olarak denize atladı.
1. Sabırsız ellerle acele acele üst başından boşandı ve çıplak olarak denize atladı.
1. -i , -i , -den , -den , -i , -i , -den , -den , Boşatma ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Boşatmaya gücü yetmek
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Boşaltılma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. -den , -den , -den , -den , Boşama işini yaptırmak
1. Bir banka memurundan boşattığı kızını bana yamamayı kafasına koymuştur.
1. Bir banka memurundan boşattığı kızını bana yamamayı kafasına koymuştur.
1. -i , -i , -i , -i , Boşatma işini yaptırtmak
1. Başka kız bulmuşlar, beni boşattırıp onu alacaklarmış.
1. Başka kız bulmuşlar, beni boşattırıp onu alacaklarmış.
1. -i , -i , -i , -i , Boşama ihtimali veya imkânı bulunmak
2. Boşamaya gücü yetmek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı
1. O kadar boşboğaz çocuk arasında da vakayı bir sır olarak saklamak güçtü.
1. O kadar boşboğaz çocuk arasında da vakayı bir sır olarak saklamak güçtü.
2. Yerli yersiz konuşan
Telaffuz : bo'şboğaz
1. `çenesi düşükler umulmadık anlarda densizce konuşabilirler` anlamında kullanılan bir söz
1. gereksiz, yersiz, düşüncesiz konuşmak
1. Ama boşboğazlık etmezsen bir şey olmaz.
1. Ama boşboğazlık etmezsen bir şey olmaz.
1. -i , -i , -i , -i , Bırakmak
2. İlgi göstermemek, ihmal etmek
1. Sanayileşme furyası, tüketim yarışı içinde gözünü ihtiras bürüyen insan doğayı boşladı.
1. Sanayileşme furyası, tüketim yarışı içinde gözünü ihtiras bürüyen insan doğayı boşladı.